17.3.08

Bence... Çilek BiTurbo...

Çilek genç odası konsepti dahilinde üretilen "Çilek BiTurbo" , onu her gördüğümde yüzümde farklı bir tebessüme neden olan bir ürün.. Hayır o sadece bir "yatak" değil...
Hem bir arabadelisi olarak , hem de geçen 30 yıla rağmen ısrarla içimde yaşattığım "çocukluk hevesi" hislerimle bu ürüne baktığımda , gerçekten kendimi tuhaf hissediyorum.. Çizgileri çok hoş.. Jantları , kırmızı kaliperli spor frenleri , spoileri , boyası , ışıklandırma sistemleri ve önündeki "Kara Şimşek" scanner'ı gayet güzel görünüyor..
Keşke ebatlarıma uygun olabilseydi de cidden satın alabilseydim..
Sloganı da gayet hoş ; "babalar kullanamaz"... Tamamiyle ürüne ait çok da şirin bir internet sitesi var. Nerede mi? Burada...

Sonunda F1 yarışlarına hareket geldi...

Dediğim gibi oldu ve yeni kurallar nihayet Formula1'e hareket getirmeyi başardı. Geçen haftasonu koşulan Avustralya Gp'sinde yaşananlar ve kürsüde gördüğümüz yeni yüzler , gerçekten de bu yılın ne kadar farklı geçeceğini bize gösterdi.
Önümüzdeki haftasonu ise sırada Malezya Gp'si var. Kuala Lumpur'daki Sepang pistinde yapılacak olan yarışta her zaman olduğu olduğu gibi yine Cumartesi günü sıralama turları atılacak. Ardından Pazar günü kırmızı ışıklar sönüp yeşil ışıklar yandığında neler olacağını hep birlikte seyredeceğiz..
Sepang pisti , 4 adet sert dönüşü olan toplam 15 virajlı hızlı bir pist. Bu pistte şimdiye kadar ulaşılan en yüksek hız ise 330km/h..
Hepinize şimdiden keyifli seyirler diliyorum..

Beyaz renk geri mi geliyor?

Beyaz renk , standart küçük ve kompakt sınıf otomobillerde yıllar yılı görmeye alışık olduğumuz bir renkti. Ama günümüzde pek çok spor otomobilde artık beyaz renk görür olduk.. Hatta fikir birliği edercesine firmaların kullandığı bu yeni beyazın tonu , daha önce gördüklerimizden çok farklı , çok daha güzel.
Beyaz bir otomobile sahip olmak fikrini ( her ne kadar geçmişte 4 farklı beyaz otomobile sahip olsam da ) ben ve çok sayın guru dostum pek çok defa "ambulans gibi gezilir mi , o ne öyle yaa" cümlesiyle yorumlamıştık.. Oysa şimdi hem ben hem de kendileri , orada burada bu "beyaz sportif örnekleri" gördüğümüzde , bu hallerini ne kadar beğendiğimizi ve bu rengin ne kadar yakıştığını birbirimize itiraf etmişizdir..
Buyrun siz de şu örneklere bir bakın , hatta bugünden sonra dışarıda bunlar gibi beyaz renkte otomobillere rastladığınızda üşenmeyip dönüp bir daha bakın ve emin olun ki bu otomobiller yapacağınız bu zahmetli boyun-beden hareketini sonuna kadar hakediyorlar..














14.3.08

NASCAR Canavarları!



(Aşağıdaki yazı ve görseller Advertlover'dan aynen alınmıştır.)

2008’de NASCAR’ın en prestijli serisinin ana sponsoru değişiyor. Telefon markası olan Nextel yerine Sprint serinin ana sponsoru olacak.

Bu sezon sadece küçük pistlerde denenen Car of Tomorrow'lar ise, 2008’de full-sezon kullanılacaklar.



Ben gününde izlemek isterim ama nasıl dersen, maç günü var.

Yok, kesin içimde bir Nascar canavarı yatıyor diyorsan, ya da sadece pilotlara hayransan, işte sana 2008 takımları.

Neden yerli otomobilimiz yok?

Akıl yürütebildiğim yaşlardan beri aklımı kurcalayan bir sorudur bu.. Neden tamamen herşeyi bize ait bir otomobilimiz yok? O yıllarda "yerli" sıfatıyla satılan Renault12 , Murat 124 , Murat 131'in aslında bizim tasarımımız olmadığını öğrendiğimde çocuk halimle bile çok üzülmüştüm.
Sadece Anadol vardı herşeyi bizim olan. Zaman ilerledi ve Anadol markası tarihteki yerini aldı. Renault ve Tofaş ise farklı modeller üretmeye devam ettiler.
Peki bizim neyimiz eksikti diğer ülkelerden?
Renault , Tofaş ve Anadol'dan yıllar önce , 1961 de herşeyi bize ait bir otomobil yapılmış..
Onun adı "Devrim"...
Tasarım çizgileri , o yılların genel trendi ile kıyaslandığında bence çok başarılı. Herşeyden önemlisi motorundan şasisine , kaporta parçalarından elektrik aksamına kadar Türk yaratıcılığı ve türk emeğine haiz bir ürün. Peki ne olmuş? Neden şu an ortalarda böyle bir marka yok? Sayın Nebil Özgentürk tarafından NtvMsNbc'de bunula ilgili bir program yapıldı , yazılı basında da zaman zaman yer aldı.. Bilmeyenler için anlatayım , bilenler de benimle birlikte bir kez daha duygulansınlar ;
Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Cemal Gürsel , Haziran 1961'de , ordunun binek otomobil ihtiyacının karşılanabilmesi için bir otomobil üretilmesi talimatını veriyor ve daha da önemlisi üretilecek aracın 29 Ekim törenlerinde (yaklaşık 5 ay sonra) tanıtılmasını istiyor. Otomobili üretecek olan T.C.D.D. Fabrikalarının yönetici ve mühendisleri , sürenin kısalığından endişe etseler de projeye ayrılan "1 milyon 400 bin Lira"lık ödenekle Eskişehir'deki Demiryolları Fabrikası'nda işe koyuluyorlar. Ekim ayı ortalarında ilk otomobil hazır hale geliyor. Cumhurbaşkanı Sayın Cemal Gürsel'e sunulmak için de siyah renkte ikinci bir tanesi yapılıp
yetiştirilmeye çalışılıyor. Hatta işler o kadar ucu ucuna yetişiyor ki bu siyah otomobilin son kat boyası 28 Ekim
akşamı atılıp , gece
Ankara'ya sevk edilirken de trende cilası tamamlanıyor.
Hazırlanan iki araç da Ankara'ya kadar buharlı bir lokomotifle getirileceği için bacadan sıçraması muhtemel olan kıvılcımların otomobillere zarar vermesini önlemek adına araçların benzin depoları boşaltılıyor. Sabah araçlar Ankara Demiryolu Fabrikası'na indiriliyor ve oradaki manevralar için depolara az miktarda yakıt konuluyor. Asıl yakıt ikmali , Sıhhiye'deki bir istasyonda yapılacak ve oradan da tören için Meclis'e gidilecek , Sayın Cumhurbaşkanı burada araca binecek ve asıl tören için Anıtkabir'e geçilecek , plan bu şekilde. Ama Meclis'e gitmek için bu iki araca eskortluk yapacak olan çok kalabalık motorsikletli polis ekibi , bu plandan habersiz olduklarından dolayı istasyona uğramayıp doğruca Meclis'in yolunu tutuyorlar.
Meclis'e gelindiğinde durum farkediliyor ve alelacele bir miktar benzin bulunuyor. Ancak makus talih burada da kendini gösteriyor.. Benzin Sayın Cemal Gürsel'in binmesi gereken 1 numaralı otomobile konuyor ve daha sonra dolum sırası 2 numaralı otomobile geldiği sırada , Cemal Gürsel 2 numaralı otomobile çoktan binmiş oluyor. Mecburen Anıtkabir'e doğru yola çıkıyorlar ve tabii boş depo yüzünden , Cumhurbaşkanı'nın içinde olduğu araç stop ediyor. Mühendisler kendisinden özür dileyerek 1 numaralı otomobile geçmesini rica ediyorlar ve nihayetinde Anıtkabir'e 1 numaralı otomobil sağ salim ulaşıyor. Araçtan inen Sayın Cemal Gürsel "batı kafasıyla otomobil yapıyorsunuz ama doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz" şeklinde tepkisini dile getiriyor. Ertesi gün gazeteler Devrim'i yerden yere vuruyor...
Peki ne oluyor? Farbrika toplamda sadece 4 adet Devrim üretiyor ve daha sonra da nedeni açıklanmadan bu projeye son veriliyor.
Şu anda bu örneklerden sadece 1 tanesi hayatta ve çalışır durumda. Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. Müzesi'nde özel olarak yapılmış camlı garajda sergileniyor ancak müze yetkilileri şu ana kadar sadece 40 ziyaretçinin görmeye geldiğini belirtiyorlar.
Bütün bunları neden yazdım? Yüzbinlerce adet satış yapılan ve dünyanın herhangi bir yerinde satışta olan hemen her otomobili bulabileceğiniz çok yüksek hacimli "sözde" Türk Otomotiv sektörü ve benim tabirimle "Türkiye Pazarı" için tek ve yegane anıt niteliği taşıyan bu eseri bence hepimiz gidip yakından görmeliyiz...
Devrim hakkında detaylı bilgiler ve fotoğraflar için lütfen buraya tıklayın.

Peki otomotiv mirasımız ne durumda? Bunu sadece şu kadar bir cümle ile ifade edeceğim ;
Geçtiğimiz dönemde başlatılan ama medyada neredeyse hiç yer almayan "siz de bir Anadol evlat edinin" projesi , bulunduğumuz içler acısı durumu anlatmak için bence yeterli..
Halen Anadol Otomobil Kulübü , bu mirası ayakta tutmaya çalışıyor.. Bravo.. İyi ki varsınız..
Eğer ki Anadol'ları seviyorsanız Rahmi M. Koç Müzesi'ndeki , benim de Anadol'lar içinde en beğendiğim model olan , yuvarlak farlı kırmızı renkte ve içi krem renk döşemeli olan coupe modelini yakından görmenizi şiddetle tavsiye ederim. Umarım halen oradadır. Yine de tedbir olarak eklediğim bir resmini aşağıda bulabilirsiniz ;

İşte Anadolu'nun muhteşem Anadol örnekleri ;



































Peki günümüzde bir atılım yok mu? Tamamen yok demek yanlış olur ama sadece iki örnek oldu..

İlki , Siirt'te fabrika kuracağı iddiası ile ortaya çıkan , Jet-PA'nın patronu Fadıl Bey'in ( nam-ı diğer Jet Fadıl) Pininfarina'ya tasarlattırdığı sözde yerli otomobil denemesi "İmza"...
Otomobilin logosu Osmanlı tuğraları gibiydi.. Tasarımı değerlendirmek bence gereksiz çünkü yerli otomobil yapmak için Pininfarina'ya çizim yaptırmak bana o dönemde de komik gelmişti.
Tabii ki proje hayata geçmedi. Konuyla ilgili fazlaca yorum yapmayacağım , merak edenler o dönemlerde yaşananları araştırabilirler.

Diğer bir hamle ise Ertex Oto Dekorasyon tarafından üretilen "Etox"...
Türkiye'nin ilk spor otomobili olarak hayata geçirilen bu proje , bana göre fazla yüksek bir bedel karşılığında satılmaya çalışılıyor. Tabii ki bu durumun önemli nedeni , seri üretim olmadığı için , üretim ve tedarik maliyetlerinin yüksekliği.. Genel çizgileri bence hoş ama arka tarafına hiç ısınamadım. Bu arada Sayın Cem Yılmaz'ın siyah bir Etox sipariş ettiği de duyumlar arasında.
Etox'un neler yapabileceğini zamanla göreceğiz... Umarım Etox "el yapımı özel üretim" tarzından çıkıp seri üretim yapabilecek kadar büyür ve maliyetleri aşağı çekerek daha ulaşılabilir-mantıklı fiyat seviyesinden satılır. Ancak bu durumda şansının yüksek olacağını düşünüyorum.

Türkiye sonsuza kadar dünyanın "montaj üssü" mü olacak orası meçhul.. Yabancı yatırımcılara göre yatırım ve işçilik maliyetlerinin uygun olması , devletin kendilerine sanayi kalkınması adına sağladıkları kolaylıklar çok cezbedici. Ama en önemlisi Türkiye'nin , coğrafi konumu nedeniyle , uluslararası satış ağına sahip büyük firmalar açısından lojistik anlamda çok elverişli bir konumda olması. Bu nedenle ülkemizde daha pek çok marka , tesis kuracak. En yakın gelecekte Volkswagen'in geleceği biliniyor. Sonrasını hep birlikte göreceğiz.. Hepimize iyi şanslar...

12.3.08

Honda s2000 yenileniyor mu?

Beni tanıyanlar bilirler bu otomobile ne kadar tutkun olduğumu.. Hatta bu markanın nasıl bir taraftarı olduğumu da..
Spor otomobil piyasasına , 2.000cc hacimli motorundan aldığı atmosferik 240hp'i , çok keyifli ve kısa oranlı 6 ileri şanzımanı ve muhteşem şasisi ile damgasını vuran s2000'in olası yeni haliyle ilgili iki farklı görsel buldum ;


İlk resimdeki çizgiler daha bir karakter sahibi , daha bir agresif ama bu açıdan görebildiğim kadarı ile arka tarafın tasarımı zayıf kalacak gibi duruyor. En azından bu açıdan poz verdiğinde..
Alttaki "Capon Mecmuası"ndaki görsel ise bana tamamen Amerikan asıllı göründü. Özellikle de Terminator3 filminde "melek yüzlü şeytan ruhlu" robotun kullandığı Lexus SC Convertible' ı andırıyor bence.
Gerçi Lexus , Toyota'nın yan kuruluşudur ama Amerika'da tasarlanıp üretildiği için gerçek Japon samuraylarının ruhuna sahip değil. Tıpkı Nissan-Infiniti veya Honda-Acura markaları gibi..
Ben bu iki tasarıma da fazla ısınamadım. Sonucu zamanı gelince göreceğiz...

F1'de yenilikler bitmiyor...


Formula1 , bu hafta sonu Avustralya Melbourne'deki "Albert Park" pistinde düzenlenecek olan ilk yarışla başlıyor. Açılışta büyük üstad , Bay "Carl Cox" en az F1 araçlarının performansları tadında olacağına emin olduğum canlı performansını sergileyecek ..

Bizi ilgilendiren en önemli gelişme ise (ki zaten bu daha önceden ilan edilmişti) daha önceleri yaz aylarında yapılan Türkiye GP'sinin takvimde 5.sıraya alınması ki bu da yarışın bahar mevsimine (11 Mayıs) denk gelecek olması demek oluyor. Peki bu durum ne doğuracak? Saat yönünün tersine dönülen ve inişli çıkışlı eğimlere sahip bu pistte bu kez de sürpriz hava durumlarıyla karşılaşılabileceği aşikar. Bence bu sezon yapılacak Türkiye GP'si kesinlikle hiç olmadığı kadar heyecanlı ve sürprizlerle dolu geçecek.

Diğer önemli haber ise takvime bu yıl ilk defa dahil edilen ve 28 Eylül tarihinde koşulacak 15. yarış olan Singapur GP'si , pistte yapılan düzenlemeler sayesinde "gece" yapılacak. Sürücülerin görüşünü etkilememesi için farklı teknolojiler kullanılarak aydınlatılan pist ve tarih itibariyle dengesiz olabilecek hava koşulları kesinlikle herkese çok farklı tecrübeler yaşatacak ve farklı heyecanlar sunacak.

F1'in patronu Sayın Bernie Ecclestone , önceki sezonlarda aldığı kararlar ve yaptığı farklı uygulamalar sonrasında , birkaç sezondur yarışların eskisi gibi zevkli geçmemesi yüzünden azalan F1 seyirci sayısı ile birlikte gelirlerinin de azalmaya başladığını farketti ve hemen aksiyon aldı. Değişik uygulamalar ve değişik pistlerle heyecanı geri getirmeye çalışıyor. Gerçekten zor bir pist olan İstanbul Park ve ilk kez yapılacak olan Singapur GP'sindeki gece yarışı uygulaması kesinlikle çok iyi fikir.
Ayrıca bu sezon , kalkış ve çekiş kontrol sistemleri (traction control) de uygulamadan kalkacağı için sürücüler ham yeteneklerini tamamen ortaya koyacaklar. Daha doğrusu ortaya koymak zorunda kalacaklar.. Bu duruma biz seyirciler ve sayın lastik üreticileri çok seviniyoruz.
Bol patinaj , bol spin seyredeceğiz.. Lastikler yanacak , dumanlar çıkacak , herkes için stres had safhaya tırmanacak.. Bu sezon kesinlikle çok keyif alacağımıza inanıyorum..
Tıpkı eskiden olduğu gibi..

2008 F1 sezonu ise şu şekilde ;

Avustralya : 16 Mart
Malezya : 23 Mart
Bahreyn : 6 Nisan
İspanya : 27 Nisan
Türkiye : 11 Mayıs
Monaco : 25 Mayıs
Kanada : 8 Haziran
Fransa : 22 Haziran
İngiltere : 6 Temmuz
Almanya : 20 Temmuz
Macaristan : 3 Ağustos
Valencia : 24 Ağustos
İtalya : 7 Eylül
Belçika : 14 Eylül
Singapur : 28 Eylül
Çin : 12 Ekim
Japonya : 19 Ekim
Brezilya : 2 Kasım

11.3.08

West Coast Customs...


Sizi bilmem ama ben onları izlemeyi gerçekten özlemiştim.. Bu Çarşamba gününden itibaren "modifiye kralları"nı Discovery Channel'da seyredebileceğiz...
Umarım bu kanalı seyredebilmek için kablo tv'niz , digiturk'ünüz veya uydu yayını alıcınız vardır..
Bu arada keyifli bölümleri de kaydetmeyi unutmayın...

Model otomobil seven var mı?


Özellikle Amerikan otomobillerine hayransanız işte size inanılmaz güzellikte örneklerin olduğu bir alışveriş sitesi. Paypal sistemini destekliyor ve dünya çapına gönderim yapabiliyor. Türkiye'ye gönderim şartları için kendilerine bir e-posta atıp bilgi almanız yeterli.
Metal model otomobiller satın alabileceğiniz çok fazla alternatif kanal var. Ama bu sitede sadece yüksek kalitede detaylara sahip otomobil modellerini değil , o dönemlere ait figürler , ekipmanlar, mekanlar , lastik izleri , ünlü kişiler gibi ek aksesuarları da satın alabiliyorsunuz. Eğer bu konuya meraklıysanız ve kendi kompozisyonunuzu sergileyebilecek imkanlarınız varsa şiddetle tavsiye ederim.
Detaylar için farenizi şuraya doğru getirip tıklayın...

Otomotivde eskiye nur yağar mı?

Kendi deyimimle "eskiye nur yağması" hadisesi , fiyakalı teknolojik terimlerle de "retro tasarım felsefesi" mantığı , bir süredir otomotiv firmalarının ortak dili haline geldi.
Bu eğilim , otomotiv firmaları açısından bence iki şekilde açıklanabilir ;

1-Eskiden başarılı olmuş nesneleri günümüze uyarlarsak aynı başarıyı tekrar yakalayabilir , o nesneye sempati duyanları rahatça avlayabilir ve sonuçta büyük sükse yaratıp satışları patlatabiliriz
2-Madem yeni birşey ortaya koyamıyoruz , biz de aynısını tekrar modernize edelim. Yoksa "yerinde say.. bir..kiii.." den öteye geçemeyeceğiz , bunu yapmaya mecburuz..

İkisi de bana göre kabul.. Sonuçta biz tüketiciyiz ve ihtiyaçlarımız / beklentilerimiz sürekli şekilde büyüyor , değişiyor , gelişiyor..
Peki , acaba eskisinin yarattığı etkiyi tekrar yaratabilecek mi?
İşte bu hareket tarzının böyle çok tehlikeli bir yönü var. Geçmişte bağımlılık yaratmış ve büyük hayran kitlesi olan bir nesneyi ele alırken , o nesnenin klasik haline insanların ne kadar büyük bir kararlılıkla hayran oldukları unutulmamalı. Zira o çevre , ortaya konan "yeni ve modern yorum"u hiç ama hiç beğenmeyebilir ve bu da sizin sonunuz olabilir..
İşte size birkaç "retro" tasarım örneği..
Bu örneklerin neler başarabildiklerini gördük veya yakın zamanda göreceğiz..



Mini Cooper


























Vw Beetle
















Fiat 500



























Ford Mustang



























Vw Campervan (Transporter)















Chevrolet Camaro

























Dodge Challenger

Bubble Cars..




Bubble Car , yani Türkçe karşılığı "balon / baloncuk otomobil" olan bu yaratıcılık dehası , bu "ufak gördün de karamürsel sepeti mi sandın?" nesnesi , ilk olarak 1940'lı yıllarda ortaya çıkmış ve 1950'lerde de dünyayı peşinden sürüklemiştir. Ama zaman ilerledikçe ne yazık ki otomotiv endüstrisinin kalabalık "eski güzel fikirler" arşivinde yerini almıştır. İlerleyen dönemlerde , ilk tasarımlardaki minimal yapıdan uzaklaşılan , daha ticari amaçlara göre şekillenmiş , daha büyük ebatlı Fiat500'ler , Mini'ler gibi örnekler daha uzun yıllar yaşamışlardır. Ama dediğim gibi , onlar asla birer bubble car değil , farklı bir akımın öncüleri olan mini otomobiller oldular..




Günümüzde korkutucu bir hızla artan çevre kirliliği , çok sıkı uluslararası emisyon kriterlerini zorunlu kılmakla beraber , trafik çilesinin global yoğunluğu da üreticileri tekrardan küçük ebatlı , kullanışlı ve doğaya çok az zehirli atık bırakan (hatta neredeyse hiç bırakmayan) tasarımlara yönlendiriyor. İşte bunlara iki örnek ;
Çinli üretici Tang Hua ;
Elektrikli ve tasarımı da çok ama çok şirin bir nesne yarattı. İç mekandaki sportif direksiyonun göbeğindeki armada Bay Tang Hua'nın resmi var.. Bence gerçekten çok şirin bir tasarım. Artık elektrikli otomobil kullanma fikrine alışmamız gerekiyor. Bu arada , ülkedemizdeki ilk "şarj istasyonu"nu kuracak kişiyi çok merak ediyorum doğrusu..

Diğer bir örnek ise , sıkı durun , bir BMW...
Evet kesinlikle doğru okudunuz. Aslında şöyle bir geçmişe gidersek , BMW'nin 50'li yıllarda baloncuk otomobil modasına ayak uydurduğunu görüyoruz. Günümüzde ise Mini'yi tekrar hayata geçiren ve büyük bir başarıya imza atan BMW'nin , bubble car üzerine araştırma yapıyor olmasına şaşmamak gerek. Konsept çizimlerinden de görülebileceği üzere , bir BMW'nin olması gerektiği gibi gayet sportif.. Çok hoşuma gitti..





BMW Bubble car